19 Temmuz 2009 Pazar

closed


Due to vacation..
see you in august :P









5 Temmuz 2009 Pazar

7 numara

Cok severek takip ettigim ve bu gunlerde yine TRT'de bilmem kacinci tekrari gosterilen dizi :) Bazi bolumlerini defalarca izlemis olmama ragmen, yine de izlerim.. yine de izlerim :)


Sıfır Bir Değer Değildir (7. Bölüm)

Sıfır bir değer değildir. Bir sayı bile degildir. Ancak başka bir sayının yanına gelince değer yaratır, tıpkı sevda gibi. Sevdanın da tek başına değeri yok. İlle de biri olmalı. Sıfır ne kadar çoksa sayı o kadar çoğalır. Sevda ne kadar çoksa insan o kadar çoğalır, büyür.

Sana dese ki biri, "sevdamı al, kendine ekle, bir ömür ile çarp, sonra sonsuza eşitle". Yine değeri sıfır mı olur senin için?



Sarmaşık (73. Bölüm)
Bir varmış, Bir yokmuş.
Bahçenin birinde, güneşe sevdalı bir gündöndü yaşarmış. onun dibinde de gündöndüye sevdalı bir sarmaşık. Gündöndünün gövdesine sımsıkı sarılır, yüzünü ona dönsün, onu sevsin diye umutla beklermiş. Gündöndü ise her sabah güneş doğduğunda yüzünü sevdayla göğe çevirip hayran hayran güneşi seyredermiş. Sarmaşıkçık çaresiz, daha bir sıkı sarılırmış gündöndüye. Ama nafile, gündöndünün aklı güneşte. Akşam olup da güneş battığında sevdiğini yitiren gündöndü boynunu büker, içine kapanır kalırmış üzüntüden. Sarmaşık daha sıkı, daha sıkı yapışırmış o zaman. Gelgelelim sabah olduğunda, gündöndünün yüzünü kendisine çevirmeyeceğini, günesle onun arasına giremeyeceğini bir daha anlarmış.
Ama bir sabah, minik sarmaşık uyanınca ne görsün: ilk defa sevgili gündöndüsünün yüzü güneşe değil, kendine dönük. Sevinçten az kalsın çığlık atacakmiş ki gündöndüsünün öldügünü anlamış. Çünkü sarmaşık, sevdiğinin yüzünü kendisine çevirmek için onun gövdesine sarıldıkça, yavaş yavaş onu boğduğunu, öldürdüğünü hiç farketmemiş. Gündöndü ölünce sarmaşığın sarılacağı bir sey de kalmamış. Zamanla o da sararıp solmuş. Sonra çiftçinin biri gelmiş, ikisini de bir kenara koparıp fırlatmış.



Kova (88. Bölüm)
(Haydar'ın Armağan'a anlattığı hikaye)
Bir sucu boynuna astığı uzun bir sopanın ucuna astığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış, sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine giden uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca hergün devam etmiş; sucu her seferinde patronun evine sadece bir buçuk kova su götürebiliyormuş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan utanç duyuyormuş. Bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiş: "Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum". "Neden" diye sormuş sucu. Kova cevap vermiş: "çünkü ben çatlak bir kovayım". Sucu demiş ki: "Patronun evine dönerken yolun kenarındaki çiçekleri farketmeni istiyorum, yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu, diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını farkettin mi? Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve hergün ırmaktan dönerken sen onları suladın, ben de bu güzel çiçekleri toplayıp, patronumun evini süsleyebildim".
(Ve devamında Haydar Armağan'a der ki) "Geçtiğin heryerde çiçek açtırıyorsun, hiç birşey yapmasan da olur".

http://www.yedinumara.net/

2 Temmuz 2009 Perşembe

Huzun ki...















10. nazım hikmet

hüzün ki en çok yakışandır bize
belki de en çok anladığımız

biz ki sessiz ve yağız
bir yazın yumağını çözerek
ve ölümü bir kepenek gibi örtüp üstümüze
ovayı köpürte köpürte akan küheylan
ve günleri hoyrat bir mahmuz
ya da atlastan bir çarkıfelek
gibi döndüre döndüre
bir mapustan bir mapusa yollandığımız

biz, ey sürgünlerin nazım'ı derken
tutkulu, sevecen ve yalnız
gerek acının teleğinden ve gerek
lacivert gergefinde gecelerin
şiiri bir kuş gibi örerek
halkımız, gülün sesini savurup
bir türkünün kekiğinden tüterken
der ki, böyle yazılır sevdamız

hüzün ki en çok yakışandır bize
belki de en çok anladığımız


Hilmi Yavuz